• Eskilerden küçük güzellikler..

    İnsan kıyılarına uğramadan, hep engin denizlerde nasıl yaşar...? Olmaz!

    10:21:57 | 2021-12-30

    Uzun kış gecelerinde soba başlarında kurulan meyveli, çerezli ikramlıklar, bir de sofra kültürünün inceliklerini öğretti bizlere. Bu yüzden hangi yaşta olursa olsun oğlumu her türlü sofrada, başından sonuna kadar oturmayı mecbur kılıyorum. Öğüt ve teori ile öğrenmek, yaşayarak öğrenmenin arasındaki fark, görselin beslediği duygulardır. Duyguları olgunlaştıran insan yüzleri, üslup ve tavırlar yaşamımızın her alanında mayamızı kabartacak, sosyal ve kültürel ortak paydamız.

    Bizim de yaptığımız gibi, evlatlarımız bizde gördüğü her şeyi ve her eylemi doğru bilip, gene bizde ve topluma karşı taklit edecektir. ‘’Yaptığını evladı da ona yapıyor’’ kaderciliğinin anlamı, evlatlara yanlış eylemler yaparak örnek olup, bencilce doğru tavırlar beklememizdir.

    * * *

    Misafir geldiğinde küçük bir tabakla her sofranın kenarına konan el bezleri… misafir için olduğundan, genelde yünden örülen küçük mendillerdir. Birkaç tanesi sabunlanarak, birkaç tanesi ıslak olarak minik bir tabağa konur ve yemekten sonra el silmek için kullanılırdı. Herkes kullandığı için hijyen olmayan bu kültürün sebebini hala bilmiyorum. Ama kibardı. Yanlış hatırlamıyorsam, köy düğünü yemeklerinde bile kullanılırdı.

    Elini çeşmede “musluk” yıkamak isteyenler için, duvara çakılı sabunluğa kokulu el sabunu konur, evin kızı elinde saçaklı peşkir ile misafirin başında bekleyerek, peşkir tutulurdu. Bu işi de hiç sevmedim. “Ben onların hizmetçisi değilim” diye bas bas bağırdığım için, bana peşkir tutma görevi verme teşebbüsü kısa sürdü.

    . . .

    Yaz, kış etek giymeden erkek çocuğu gibi eşofman ve bot giyip, bitten saçım kısacık kesilmiş bir şekilde sokaklarda oynayıp, sonsuza kadar da sokaklarda oynamayı düşünürken, ben 13 yaşıma gelmişim; haberim yok. Annem 13 yaşımı geçince baktı bu kız eve gelmeyecek, ensemden tutup eve aldı ve elime tığ ile yünü tutuşturdu. Evde oturup ablalar ile vakit geçirince renkli çeyiz dünyası ile tanıştım ve en renkli olan bölümden, rengarenk yün elbezlerinden başladım.

    Yemek ya da ikramlık sofraların kenarında, sıra sıra dizilmiş yün elbezleri ve diz peçeteleri gözümün önünde uçuşmaya başladı. Eee yaş kaç olursa olsun serde kadınlık olunca bu renkleri kibarlık ile birleştiren ev kurma dünyası çabucak beni de içine aldı ve ben pür dikkat etrafı, yani yeni oluşumumu, “kadınlığı” ve düzenini gözlemlemeye başladım.

    Yaratıcılık ile renkler ve desenler üzerine, sabır ve emek ile bıkmadan ve zevkle kurulan ince düzen… “kadın eli deymiş” sözünün hakkının verilmesidir, iğne ucu ile ev düzeni kurmak.

    Rengarenk el bezlerinden tutun da diz örtülerinden sofra örtülerine kadar; kapı arkası kirli çamaşır bocasına kadar yoktan var edilmiş bir dönemi sabırla ve rengarenk yaşatmış bir nesil var. Sosyal hayatı dolduran bu renkli gereksinimler ile uğraşan kadınların, şimdi olduğu gibi depresyon ve buhranlar ile uğraştıklarını hatırlamam.

    Bir derdini kırmızıya, bir derdini mora anlatırsın… yeşilde gözün-gönlün açılır, turuncuya gelince azıcık coşarsın, mavi dikkatini sayılara ilmeklere çeker ve sarıda için ısınır… derken saatler ve zaman iğne deliğinden geçerken, gam ve kasavetin parmak uçlarının kıpırtısı ile çiçek olur, tomurcuk ve yaprak olup nakışa dönüşüverir. Erkeklerin de tesbih çekme ihtiyacı bundan değil midir; taneleri parmaklarının arasından bir bir geçirirken, derdi oyalamak işini tesbih tanelerine bırakırlar.

    Konu-komşu ile örnek üzerine, renk ve nakış üzerine kurulu sosyal yaşamın içinde kapı önü, pencere altı sohbetler bir dahaki turunu alışkanlıkla bekler; şimdilerde olmadığı gibi.

    Artık oyalandığımız tek oyuncak akıllı telefonlar. Parklarda ve davet salonlarında çok sık geçirdiğimiz bol gürültülü, paylaşımsız vakitleri Avrupayi bir tavır zannedip çok çabuk kabullendik. Özümüz bu değil ve Avrupalının özü ise bu inanın beceremiyorsunuz sevgili kadın ve erkek arkadaşlarım.

    Kadınları akşam evlerinde yemek bekleyen eşleri var ve erkekler akşam eve geç gider ya da hiç gitmezse canlarını okumaya hazır eşleri var.

    Bu yüzden akşam olunca telefonunuzu bir kenara koyun ve unutun. Telefon sohbeti ve sosyal medya görselleri ile arkadaş ve diğer durumlarınızı eve sokmayın.

    Dışarının ağırlığını, cafcafını üzerinizden atmak için kendinize renkli bahaneler yaratın; beyler de tesbih çekerek sohbet eşliğinde size katılacaktır. Bütün günü dışarıda bırakıp, kapınızı kilitleyin. Böylelikle eşlerinize gönlünüzdeki serin yerini fark ettirebilirsiniz.

    Kimliklere, etkinliklere, söylenenlere, anlatılanlara, vaatlere çok anlam yüklemeyin. İçinde bulunduğunuz büyük resme bakın, ne yaptığınıza ve çıkarılmak istenen amaca anlam yükleyin. Bunun karşılığında göreceksiniz ki mayamızda olmayan, bilinçsizce kurulan eğreti, suni bir düzen ve bu düzenin bencilliği ile büyük bir yorgunluk elinizde kalan tek şey olacaktır.

    Renkli bir yıl dilerim…

    Sevgiyle kalın dostlar… 

     

    Okunma sayısı: 1.577