• Mustafa Selçuk’tan inciler..

    ANAP’ta seçim toplantı devam ediyor. Benim masam duvar dibinde. Önümde on kadar masa ve yaklaşık 50 kişi mahalle çalışmaları için liste hazırlıyorlar. İçlerinden yirmili yaşlarda üzerinde hafif bir pardesu ile alımlı bir genç kız masamın önüne gelerek herkesin duyacağı bir sesle; “Size bir şey göstereceğim” dedi.. Her ne kadar “sırası değil” falan dediysem de pardesuyu iki elinle bir açtı..

    19:42:36 | 2020-05-11

    ANAP
    Seçim zamanı ama sonlara yaklaştıkça, “hadi artık bitsin bu ızdırap” modundayım..

    Her gün bir aksiyon, diksiyon, fraksiyon, direksiyon vs. vs. yani 3 çevrilen Türk filmleri alt etmiş..

    Biz Erzurumlular derneğiyiz 13 bin üyemiz var. Mahallemize şunu isteriz, bunu isteriz..
    Biz Karadenizliler Derneğiyuz, ha bunu isteriz ha şunu isteriz..

    Biz Muşlular derneğiyiz...vs. vs.

    Yaaa arkadaş günün sonunda bir topluyorum üye sayısını bize iki bin Aydınlı kalıyor.

    Eyvah eyvahhh..

    İçeride toplantı devam ediyor.

    Benim masam duvar dibinde, önümde on kadar masa ve yaklaşık 50 kişi mahalle çalışmaları için liste hazırlıyorlar.

    İçlerinden 20’li yaşlarda üzerinde hafif bir pardesüyle alımlı bir genç kız masamın önüne gelerek herkesin duyacağı bir sesle;

    “Size bir şey göstereceğim” dedi..

    Her ne kadar “sırası değil” falan dediysem de pardesüyü iki elinle bir açtı.. (arkadakiler hiç bir şey görmüyor..)

    Herkes dondu kaldı.. Kızcağız naylondan ANAP amblemi bir arı yapmış, sağ ve sol kanatları açık vaziyette..

    Bir anda gülme krizine girdim ama bitiremiyorum..

    O an “iyi ki de DYP’li değiliz.”

    Bu manyak küçücük arıyla neler yapıyor?

    Ya koskoca at amblemi nasıl olurdu kim bilir?

    * * *
    HAYVANLAR ALEMİ

    Benden sadece 18 ay küçük bir kardeşim var, adam mavi boncuk..

    Yahu aynı anne aynı baba..

    Daha ilkokuldan beri bir hayvan sevgisi sorma gitsin, sıra hala bana gelmedi..

    Neyse uzatmayalım.

    Yurtdışından bir yemlik bitki tohumu getirtmiş, çalı gibi bir ottu hatırladığım kadarıyla.

    Tutturdu “Çiftçilik Bayramı” diye.

    Öyle ya ülkemize yeni bir ürün gelmiş, müthiş de hazırlık yapmış sağ olsun..

    Danalar, kuzular kesilmiş, mangallar yakılmış.

    İnekler dizilmiş, bizim malum otların tanıtımıyla ve günün mana ve önemine binaen yapılan konuşmalardan sonra mangal başı ve son..

    Eeee koskoca valimiz gelirde buzağı hediye edilmez mi?

    Buzağı ve Sayın Valimizin yanında poz verip hatıra fotoyu tamamladık..

    Sayın Valim hediyeyi sağ olsun kabul etmekle beraber bakımının devam etmesini emretti... Tabii ki emriniz olur diyerek yolcu ettik..

    Filmin ikinci yarısı...

    Yağmurlu bir gün canım sıkkın bizim burayla ilgili 3 nüsha hak ediş yapıp Sayın Valimi ziyarete gittim.. Hoş geldin muhabbetinden sonra 6 aylık hak edişi imzaya arz ettim..

    Yem parası: 650 TL
    İlaç parası: 350 TL

    Veteriner: 400 TL

    Hak edişi görünce Vali, “bu ne kardeşim böyle, bu hayvanın kendi kaç para?” deyince.

    “800 lira efendim” dedim, “eee zaten hayvancılık zarar ediyor” diye bu yüzden bağırıyoruz..

    “Tamam bu hak edişi yırtıp atalım ama lütfen hediyenizi alın efendim, biz buna dayanamayız” deyince bir kahkaha patlattı.

    Allah kabul etsin, dananın kesilerek yaşlı bakım evine bağış kampanyası ile kriz atlatıldı...

    * * *

    SİNEK
    Aydın’ın Ağustos sıcağı saat 13.00 klimalar iflas..

    Eczacı kardeşim içeride ilaç hazırlıyor, biraz daha serin olduğu için oyalanıyor gibi sanki..

    Kasada 18 yaşlarında bir genç çalışan sohbet ediyoruz..

    Kapı açılıp içeriye bir köylü kardeşimiz girdi.

    Girdi ama gözbebeklerinin içi gülüyor ve de müthiş sevimli bir tipi var, 50’li yaşlarda..

    Kasıla kasıla çok bilmiş bir edayla bana dönerek,

    “Eczacı bey bana bir sinek ilacı versen yaa..”  deyince hemen bankonun arkasına geçip göz danalarını aldım ve sordum.

    “Sineğinizin iki kanadından tutup sabah tok karnına bir damla sağ bir damla sol gözüne damlatın, bir haftada bir şeyi kalmaz inşallah..”

    Adam şaşkınlıktan gözbebekleri büyümüş bir vaziyette “ağbeycim yanlış anladın be yaa,
    ben öldüren ilaç istiyorum, malum ya yaz..”

    Daha cümlesini tamamlamasına müsaade etmeden avazım çıktığı kadar yüksek bir sesle
    bağırarak, “Ne vahşi bir adamsın” dememle adam yarı delirmiş bir ses tonuyla “ne yapacam lan bu sineği” deyince, gayet sakin ve etkili bir ses tonuyla artık çağın değiştiğini, öldürmeye gerek kalmadığını ve “Sinkov” diye asrın buluşunu tavsiye ettim.

    “Allah Allah, çattık be birader 2 şişe alam bari” deyip mutlulukla ayrıldı..

    Ayrıldı da bizim eczacıdan çıt yok.. Hâlâ çıt yok..

    * * *

    Çok önemli bir yabancı misafirimiz var yemeğe davetliyiz..

    Sevdiğim bir dostumu da götürmek istiyorum ama tabi ki izin almamız gerekiyor..

    Konuyu ev sahibine açınca “olabilir ama İngilizcesi nasıl diye?” sorunca,

    “Ana dili” deyiverdim şipşak..

    Neyse yemek bitti dağılıyoruz ev sahibi kulağıma doğru eğilerek “yahu bu nasıl anadili İngilizce birader, adamda çit yok gece boyu” deyince çok sakin bir şekilde “onun anası da bilmezdi zaten” deyip yürüdüm gittim..

    * * *

    Genç ve güzel sarışın manken Einstein'ın yanına sokularak kulağına doğru hafifçe eğilerek “Sizin hayranlarınızdanım, keşke sizden bir çocuğum olsaydı, benim gibi güzel sizin gibi zeki olsaydı” deyince, Einstein mahçup bir ifadeyle dönerek;

    “Ya benim gibi çirkin senin gibi aptal olursa o zaman ne olacak?” cevabını yapıştırır.

    Yani siyasette böyle bir şey..

    Her evlilikten doğan çocuklar farklı olabilir..

    Nasip diyelim..