• Pazar muhabbeti…

    Rahmetli Pepsi Enver babayla tavsiyesi üzerine İncirliova’da Ali İhsan beyin günah saçan yuvasına ziyarete gittik..

    17:02:10 | 2020-05-31

    ÇAPKIN..

    Eeeee erkek milleti, biraz kafayı bulunca başlarlar ufaktan çapkınlık muhabbetine.

    Cep telefonları elde herkes sevgilisini arar ve mağrur bakışlarla masaya bir bakış atar ve de sırasını devreder...

    Sıra M..... Babaya gelince telefonu acar ve de başlar...

    “Nasılsın aşkım, iyi misin bir tanem” cilvelerinden sonra kıpkırmızı kesilerek anladım
    anladım canım diyerek göbeğini ve gözlüğünü düzelterek canı sıkkın vaziyette telefonu kapatır.

    Daha ne oldu demeden patladı.

    “Ulan ne salak adamım yanlışlıkla kendi karımı aramışım” demez mi..

    Kadıncağız da bunca sene böyle güzel sözler duymadığından “yanlış aradın” deyince bizimki çuvallamış.

    Tabi ben hemen uyandırdım kendini,

    - “Abi dışarı çık orda konuş yengemle ve üste çık hemen.”

    - “Ne demek ne, demek diye bağır ve de içimdeki bütün duyguları öldürdün de, yaz çiz parçala bu maçı kazan, yoksa durum sakat” dedim...

    Az biraz düşününce bana hak verdi ve dışarı öyle bir fırladı ki..

    Vallahi geri dönmedi hala…

    * * *

    BAMYA

    1970’li yılların başı..

    O zamanlar iskele herkese açık..

    Gümrük yok, yasak yok...

    Rahmetli babam da rakısını almış, manavdan bamya almış eve gelirken arkadaşlarının ısrarı üzerine iskeleye balık avına gitmişler ve de başlamışlar demlenmeye...

    Bir yandan da balık avlıyorlar..

    7 - 8 balık tuttuktan sonra da yemleri bitiyor ama rakıları bitmediği için vakit geçsin diye
    iğneye bamya takıp denize sallıyor..

    Yahu babamın umurunda değilki balık..

    Amacı güzel hava, kafa çakır, neşe gani..

    Yan taraftaki gençlerin gözleri faltaşı gibi açılmış babamı seyrediyorlar...

    “Allah allah adam bamyayla balık avlıyor, bu ne menem bir iş”,

    “Yahu amcacım ilk defa görüyoruz böyle bir şey” deyince,

    Hemen ilk soru geliyor.

    - “Siz adalı değilsiniz herhalde...”

    “Yok amca biz Ankaralıyız” deyince babam biraz sohbetten sonra rakısı bitince ayağa kalkıyor ve gençlere iki avuç bamya bırakıp eve dönüyor.

    Tabi bizim Ankaralılar sabaha kadar boş çekiyorlar...

    Bu gençlerle sonradan kral Mehmedin orda tanıştık..

    Sohbet sohbet derken konu bamyaya geldi..

    “Böyle kaderi taaa Ankara yapayım.. Ulen adam bizden evvel aynı bamyayla iki kilo balık tuttu, gözlerimizle gördük kalktılar gittiler. Bizde nasip yok..” demezler mi..

    Ulan gülem mi ağlayam mı, tövbe tövbe..

    “Sen o adamı esas kışın gör, karnabaharın göbeğinden 8 kiloluk levrekler çekiyor” dedim, kalktım yürüdüm...

    AZICIK GÜLELİM, YANİ..

    Rahmetli Pepsi Enver babayla tavsiyesi üzerine İncirliova’da Ali İhsan beyin günah saçan yuvasına ziyarete gittik..

    Aman Allahım o mezeler, ortası soslu biftekler vs vs..

    Her masa kahhhh kah kah, arka arkaya fondipler..

    Bir ara baktım masada iki tane pepsi olmuş, acaba sağdaki mi benim arkadaş soldaki mi derken, acı kahveden sonra konuyu hallettim..

    Neyse, düştük yollara,

    2. viteste yavaş yavaş Aydın’a doğru gelirken arkamızdan hızla akan trafikte herkes bize korna çala çala, el kol hareketleriyle geçerken Pepsi bana gülümseyerek,

    “Ulen ne meşhur adamsın, çevren amma da geniş ha” demez mi ...

    Ölür müsün ağlar mısın?
    Yolun ortasında bir karanlık,

    Adam elinle birtakım işaretler yapıyor..

    O gazla döndüm Pepsi’ye,

    Gülerek, “yahuuu adam bizi tanıdı” galiba deyince, “hadi ulan salak, bunlar polis” demez mi.

    “Eyvah şimdi yandık” dememle memur elinde bir aletle bana “üfür” demez mi..

    Pepsi hemen arabadan çıkarak 20 metre uzaklaştı duran polis arabasına doğru ve bana “hadi kollarını açarak yavaş yavaş gel bakalım” deyince, ben de başladım sanki yerde ip varmışta üzerinde yürür gibi adımlamaya..

    Polisler şaşkın şaşkın bize bakıyorlar, “ne yapıyor bu manyaklar” diye..

    Ama bir yandan da kahkahalar...

    Sonuçta buluştuk ve sarıldık birbirimize, tabi ki alkışı da hak ettik aslında..

    Polisler bizi sevdi tabii sonuçta. Termostan çay ikram ettiler..

    Biraz sohbetten sonra “biz her akşam burada nöbetteyiz bekleriz” deyip bizi uğurladılar.

    Çok sevinerek “yırttık” diyerek arabaya bindik..

    Aaa camın kenarında ceza makbuzu..

    “Bu ne lan böyle” diye isyan ederken Pepsi Enver demez mi “sen çay içerken ben bir ara imzaladım..” Eee ne yapalım demi yaaa..

    O zaman uyandım işi... Ohhh ohh oh hem polisleri eğlendir, hem cezayı ye hem hesabı öde... Bir de her akşam bekleriz, oldu..

    HEY YAVRUM HEY..

    Yine zalim yıllar konuşuluyor..

    Yene kahpe gençlik maceraları ve bu yaşa kadar nasıl geldik, Allah korudu.

    Ama dinleyince hak vermemek elde değil...

    Neyse gelelim mevzuya...

    İki motorsikletli genç hafta sonu tatili için İzmir Fuarına Aydın’dan giderek kafaları çekmeye başlıyorlar ve gecenin ilerleyen saatlerinde devasa bir yuvarlak, yarı silindir bir pistin içinde motosikletli bir sürücü arkasında bir genç kızla motorunu hızlandırarak sürer ve yerçekimine karşı bir zafer kazanır ve en üst noktaya gelince de kızımız Türk Bayrağını çıkararak seyircileri coşturur ve de alkışlarla gösteri sona erer..

    Kurgu bu... Tamam da gel sen bunu Cevdet Eriş’e anlat..

    Bende bincem Allah, bende bincem..

    Lafı uzatmayalım yüklü bir bağış ve de sorumluluğu üstlendiğine dair imzalar atıldıktan sonra Cevdet motorun arkasında sıkı sıkı tutunarak dönmeye başlarlar. Yukarıda müthiş bir alkış, motor hızlandıkça sarhoşumuz perişan.

    En üst noktaya gelince Camcı Burhan başlıyor bağırmaya “Bayrağı çıkar, Bayrağı çıkar. Yoksa saymam, vallahi saymam” dese de maalesef bayrak açılamıyor.

    Gösterı bitince de Cevdet Kardeş kendini zor topluyor ama geri dönüş yolculuğu başlıyor...

    Selçuk rampalarında Burhan abimiz motorla ağaçların üzerine uçuyor, Allah’tan bir şey olmuyor..

    Ama o bayrak kavgası da uzun bir müddet devam etti...

    Hayırlı pazarlar…