DSP Genel Başkanı Önder Aksakal'dan emekli maaşı önerisi...
SİYASETDSP Genel Başkanı Önder Aksakal, "Bizim önerimiz doğru ve mantıklı ve hatta hakça bir öneridir, gelin en düşük emekli maaşını 34 bin 150 lira yapalım, emekli de rahatlasın devlet de" dedi.
Aksakal, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye kız kardeşi Prof. Dr. Serpil Bahçeli'nin vefatı nedeniyle başsağlığı diledi.
Yarın, DSP'nin kurucusu ve Onursal Genel Başkanı, eski Başbakan Bülent Ecevit'in vefatının 20. yılı olduğunu hatırlatan Aksakal, Bülent Ecevit'i saat 11.00'de Devlet Mezarlığı'ndaki kabri başında anacaklarını bildirdi.
Aksakal, fon soruşturmasının ardından, Borsa İstanbul'daki hisselerin değerinin 1 Eylül'de 20,4 trilyon lirayken 23 Ekim'de 14,73 trilyon liraya düştüğünü söyleyerek, şunları kaydetti:
"Bireysel Emeklilik Sistemi içindeki yatırımcı kaybı çok daha ciddi boyuttadır. Kaynak bulmak için gönüllü ödeme hesapları açıldı ki burada SPK Kanunu'na göre haksız kazancın iki katı para yatırılması gerekirken, 'Sadece haksız kazanç bölümünü yatırın.' dendi, yine de bu hesaplara yoğun bir katılım olmadı. Bakınız, tahsil edilen bu tutar, mağdurlara iletilmek üzere Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu bünyesinde oluşturulan iade hesaplarında toplanmaktadır. Adalet Bakanlığının açıkladığı rakamlara göre vurgunun genel boyutunun, mercek altına alınan 3 ayrı fondan toplam 214 kişi ve şirketin elde ettiği haksız kazanç tutarının 187 milyar 653 milyon lira olduğu belirtilmişti. Şu ana kadar tahsil edilen 18,34 milyar lira, bu da toplam haksız kazancın yaklaşık yüzde 9,8'ine denk gelmektedir. Yani daha yüzde 10'u bile değil."
Aksakal, 2027 yılı bütçe verilerindeki artış oranı kadar emekli ve asgari ücretliye artış yapılmasını isteyerek, "Bizim önerimiz doğru ve mantıklı ve hatta hakça bir öneridir, gelin en düşük emekli maaşını 34 bin 150 lira yapalım, emekli de rahatlasın devlet de." değerlendirmesinde bulundu.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşmeleri devam eden 2027 yılı bütçesine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Aksakal, şu ifadeleri kullandı:
"Hepimizin gözünün önünde bu bütçe taslağı. 2027 yılı bütçesine baktığımızda öncelik üretim değil, çalışan ve emeklinin yıllarca döktüğü alın teri değil, tek öncelik maalesef faiz ödemeleridir. Bu inkar edilemez bir gerçektir. Faize 3 trilyon 975 milyar lira ödenek ayrılıyor. Bu 3-4 bakanlığın bütçesinin üstünde yani bir başka deyişle en büyük bakanlık faiz bakanlığı olmuştur."
Basın toplantısının tam metni şöyle: Saygıdeğer basın mensupları, sizleri saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlarken Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli Bey’in kız kardeşi Prof. Dr. Serpil Bahçeli’nin vefatını üzülerek öğrendim. Sayın Devlet Bey’e ve ailesine başsağlığı, geride kalanlara sabır, metanet ve sağlıklı ömür diliyorum. Yüce Allah rahmetiyle muamele eylesin.
Dün yine acı bir haber daha düştü gündeme; Türkiye’nin önemli işadamlarından, binlerce insana ekmek kapısı açan Vestel Elektronik, TAÇ Tekstil, Zorlu Enerji gibi yerli, milli ve güçlü sektörlerin öncü girişimcisi, ZORLU HOLDİNG Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu‘nun vefatını üzülerek öğrendim.
Türkiye için büyük bir kayıp.
Öncelikle yakın ailesine ve Türk Sanayi camiasına başsağlığı dileklerimi iletiyorum.
Allah rahmetiyle muamele eylesin, mekanı cennet, makamı âli olsun..
Türk milletinin başı sağ olsun.
Yarın 05 Kasım, Demokratik Sol Partinin kurucusu ve demokratik sol politikaların kuramcısı büyük devlet adamı, Onursal Genel Başkanımız, Başbakanımız Bülent Ecevit’in aramızdan ayrılışının 20.nci yıldönümü.
Zaman su gibi akıyor.
Bülent Ecevit, adını tarihe altın harflerle yazdırabilmiş ender siyasetçilerdendi.
Günümüzde yaşadığımız ulusal ve uluslararası her sorunda engin devlet tecrübesi, büyük bilgi birikimi, siyasete olduğu kadar sanata olan tutkusu, sarsılmaz iradesi ve tartışılamaz düzeydeki vatanseverliğiyle Türk milletinin gönlünde taht kurmuştu.
Geçmişte kendisine ve partisine oy versin vermesin herksin Ecevit üzerindeki samimi kanaati, vatanını milletini seven, haram lokma boğazından geçmemiş, hiçbir yasa dışı işe ve ilişkiye girmemiş, özel yaşamında ve kamusal yaşamında hakka/hakkaniyete/adalete koşulsuz ve tereddütsüz itibar etmiş, sokakta gördüğümüz herhangi bir vatandaşa sorduğumuzda en dürüst siyasetçi olarak tanımladığı ve kendisine Kıbrıs fatihi Karaoğlan lâkabı taktığı bir kişilikti Ecevit.
Yarın saat 11:00’de Devlet Mezarlığındaki kabri başında bir kez daha şükranla ve minnetle yâd edeceğiz, mekânı cennet olsun, ruhu şâd olsun.
Bu vesileyle her ne kadar arkadaşlarımız Basın Davetimizi ilettiler ise de siz değerli basın mensuplarımıza bir kez de buradan davette bulunmak isterim.
Değerli basın mensupları,
Geçtiğimiz haftalarda yaşanan Fon skandalındaki tüm ayrıntıları ve partimizin görüşlerini sizlere anlatmıştım.
Geçen hafta da Fon konusuyla ilgili kanun teklifi yüce meclisimize geldi kabul edildi ve Sayın Cumhurbaşkanımızın onayına sunuldu.
Burada Kanunla ilgili son anda 14/15/16 Eylül 2026 tarihinde fonlara satış emri kesinleşmiş, alacaklı hale gelmiş yaklaşık 200 binden fazla yatırımcı da tasfiyeye dahil edildi. Doğrusu bu, zaten mağdur olan kişi sayısını artıran olumsuz bir yaklaşım oldu.
Bu kanun teklifi daha sunulmadan iki hafta önce burada asıl büyük kayıp olarak Borsa İstanbul’da ve Bireysel Emeklilik sistemi üzerinden hisse senetlerine yatırım yapan yatırımcıların uğradığı ve daha da uğrayacağı büyük kayıplardan bahsetmiştim şimdi sizlere bu konuyu açmak istiyorum.
Borsa İstanbul’daki hisselerin 01 Eylül 2026 tarihli değeri 20,40 trilyon lira iken 23 Ekim 2026 tarihindeki değeri 14,73 trilyon liradır.
Kayıp 5 trilyon 567 milyar liradır. Yani yaklaşık 120 milyar dolar erimiştir.
Bireysel Emeklilik Sistemi içindeki yatırımcı kaybı çok daha ciddi boyuttadır.
Kaynak bulmak için gönüllü ödeme hesapları açıldı ki burada SPK Kanununa göre haksız kazancın iki katı para yatırılması gerekirken sadece haksız kazanç bölümünü yatırın dendi, yine de bu hesaplara yoğun bir katılım olmadı.
Bakınız; tahsil edilen bu tutar, mağdurlara iletilmek üzere Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) bünyesinde oluşturulan iade hesaplarında toplanmaktadır.
Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı rakamlara göre vurgunun genel boyutunun, mercek altına alınan 3 ayrı fondan (Tera, Pusula ve Hedef) toplam 214 kişi ve şirketin elde ettiği haksız kazanç tutarının 187 milyar 653 milyon lira olduğu belirtilmişti.
Şu ana kadar tahsil edilen 18,34 milyar lira, bu da toplam haksız kazancın yaklaşık % 9,8'ine denk gelmektedir. Yani daha yüzde 10’u bile değil.
Yani turpun büyüğü torbadadır!
Şimdi de 10 milyon lira üzeri haksız kazanç elde edenlere çağrı yapıldı.
Sizlerin huzurunda buradan ilk kez yine biz uyarıyoruz; bu uygulanan sistemle nakdi alacağı ancak aynî ödemeye ve aynî tahsilata çevirme sistemine kucak açarsınız.
FON vurgunu ve piyasalardaki çöküşün ülkemize maliyeti 140 - 150 milyar dolardır. Bu da dünya tarihinin en büyük fon vurgunu, soygunu ve açığıdır.
Bu işe karışmış siyasi, bürokrat, eş dost kim varsa hiç ayrım gözetilmeden derhal tespit edilmeli ve en ağır şekilde cezalandırılmalıdırlar.
Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek’in dün yaptığı basın açıklamasının içeriği ve çerçevesi bu beklentilerimiz konusunda bizleri umutlandırmıştır.
Sayın Gürlek'e göre, 141'i gerçek kişi, 73'ü de tüzel kişi olmak üzere 214 kişinin 3 fondan toplam 187 milyar 653 milyon lira kâr ettiği, 100 milyon lira üzeri kâr sağlayan 141 kişinin 100 milyar 676 milyon, 73 kurumun ise 86 milyar 977 milyon lira kazanç sağladığını öğreniyoruz.
Bu liste derhal açıklanmalıdır, devlet ve siyaset kurumu, töhmet altında bırakılmamalıdır!
Değerli basın mensupları,
Önceki gün Vergi Denetim Kurulu Başkanı Sayın Muhsin Atcı Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanlığına atandı. Bize göre isabetli bir tercih ve mantıklı bir tasarruf olmuştur, kendilerine bu zorlu görevinde başarılar diliyorum.
Geçen hafta Merkez Bankası Politika faizini 100 baz puan düşürerek yüzde 37’den yüzde 36 düzeyine indirdi.
Açıkladıkları metin de çok önemli, konuşmamız gereken noktalar var sizlerle bunları paylaşmak istiyorum.
Merkez Bankası atacağı adımların zamanlaması ve büyüklüğünü enflasyon bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla belirleyeceğini ifade ediyor. Yani bu ne demek?
Bir yandan faiz indirimlerine açık kapı bırakılmış, ancak bu indirimlerin oransal yüzde büyüklüğü ve zaman aralıkları konusunda piyasaya da herhangi bir verilmiş hareket taahhüdümüz yok deniyor.
Aslında kısaca “önümüzü net göremiyoruz” demek istiyorlar.
Geçen hafta da 2027 bütçe taslağı konusunda sizlere belirli bölümleri izah etmiştim. Şöyle bir hesap yapıp size iletmiştim;
Madem bütçede faize ayrılan pay 2026 yılına göre yüzde 45 artırılıyor, asgari ücrete, emeklilere ve kamu çalışanlarına da bu oranda zam yapın demiştik.
Geçen hafta gördük ki birçok Siyasi parti lideri de bizimle paralel aynı şekilde düşünmektedir.
Sayın Cumhurbaşkanımız da artık bunca ısrarımızdan sonra bunun gerekli olduğunu kabul etmiş ve yaptığı basın toplantısında emeklilere 2027 Bütçe görüşmeleri sırasında “biraz daha” iyileştirme yapmayı planladıklarını açıklamıştır.
Demokratik Sol Parti olarak yine bir çağrıda bulunuyorum;
Sayın Cumhurbaşkanım, bu konuda cesaretli olun. “Biraz daha” değil tam olarak iyileştirmenin yapılacağını, emeklilere insanca yaşam şartlarının sağlanacağı müjdesini verin.
Bunu biz öneriyoruz, dikkate alın! 2027 bütçesinde ortaya çıkan faiz ödemelerindeki artış olan yüzde 45 oranını, emeklilere ve çalışanlara da aynen uygulayın. Kaybeden değil kazanan olursunuz!
Bu konunun daha iyi bellenmesi için size çok basit ve küçük bir hesap yapmak isterim değerli basın mensupları.
Tabii bu özellikle size değil de bu konuda karar vericilere yönelik bir hesaptır.
25 yıl çalışmış bir vatandaşın tahmini toplam eline geçen ortalama net maaşı
6.300.000 liradır. Yani bugünün satın alma gücüyle, yaklaşık bir hesap bu.
Benim vardığım sonuç; 25 yıl çalışmış ortalama bir vatandaşın çalışma hayatı boyunca eline geçen toplam maaşın bugünkü değerle yaklaşık 6 – 6,5 milyon lira olduğu varsayılabilir.
Bu, resmî bir kişi başı kazanç istatistiği değil; ücret varsayımlarına dayalı tahmindir. İkramiye, fazla mesai ve diğer ek ödemeler de dahil değildir.
6.300.000 TL toplam net maaş üzerinden yaklaşık hesap yaparsak, 2026 yılı SGK oranlarına göre bir çalışanın brüt ücretinden:
Emeklilik primi: %9 Genel sağlık sigortası: %5 İşsizlik sigortası: %1 olmak üzere toplam çalışan kesintisi %15'tir.
6.300.000 TL net maaşın yaklaşık 7.875.000 TL brüt kazanca karşılık geldiğini varsayarsak Kesinti Toplamı da Emeklilik primi (%9) 708.750 lira, Sağlık primi (%5) 393.750 lira, İşsizlik primi (%1) 78.750 lira, yani Toplam çalışan kesintisi 1.181.250 liradır.
02 Kasım 2026 itibarıyla 1.181.250 TL'nin bankaya vadeli mevduat olarak yatırıldığını varsayalım.
Güncel piyasa verilerinde 32 günlük mevduat faizleri ortalama %39,23, en yüksek ilan edilen oran ise % 43 seviyesinde düşünüldüğünde 32 günlük faiz getirisi ortalama faiz (%39,23) 33.517 lira stopaj sonrası net kazanç elde eder.
Yüksek faiz olursa (% 43) 36.738 lira stopaj sonrası net kazanç oluşur.
25 yıllık çalışma hayatında çalışanın maaşından kesildiğini varsaydığımız 1.181.250 TL, bugün bankaya yatırıldığında 32 günde yaklaşık 33.500 lira net faiz getirebiliyor.
Bir sonraki aşamada şu soruyu da hesaplayabiliriz:
Bu 1.181.250 lira, 25 yıl boyunca her ay parça parça bankaya yatırılmış ve faizi de sürekli yenilenmiş olsaydı, bugün kaç milyon lira olurdu?
Bu karşılaştırma, emeklilik sisteminin ekonomik boyutunu değerlendirmek açısından çok daha çarpıcı olacaktır. Oraya hiç girmeyelim.
Tekrar ediyorum bizim önerimiz doğru ve mantıklı ve hatta hakça bir öneridir, gelin en düşük emekli maaşını 34.150 lira yapalım, emekli de rahatlasın devlet de.
Değerli basın mensupları, hepimizin gözünün önünde bu Bütçe taslağı. 2027 yılı Bütçesine baktığımızda öncelik üretim değil, çalışan ve emeklinin yıllarca döktüğü alın teri değil, tek öncelik maalesef faiz ödemeleridir.
Bu inkâr edilemez bir gerçektir!
Faize 3 trilyon 975 milyar lira ödenek ayrılıyor.
Bu 3 - 4 Bakanlığın bütçesinin üstünde yani bir başka deyişle en büyük bakanlık Faiz Bakanlığı! olmuştur.
Bütçenin gelir kısmı genel idare bütçeleri gibi yamalı, gider kısmı ise ağırlıklı lüks kamu harcamalarını engellemeyen şatafatlı yapısıyla sanki kapitalist toplum bütçesi görünümündedir.
Şimdi bize emekli ve çalışana yeterli kaynak yok deniliyor ya; bizim Parti olarak Demokratik Sol çözümümüzü, yani kaynak teklifimizi söylüyorum;
Bütçenin “Gider” hanesinde yer alan kamu lüks binaları ve arabalarının masrafları her düzeyde kısılsın, artı 2027’de tamamen kalkacağı görünen eşelmobil sisteminden oluşacak kaynakla birleştirilsin, oluşan büyük ekonomik yapıyı bordrolu çalışanlara ve emekliye aktarın mutsuz hiç kimse kalmaz, karşılıksız zam oranı vermediğiniz için de enflasyon artmaz.
Hukukun üstünlüğünü sağlamadan, demokrasiyi temel taşlarına oturtmadan ne enflasyonu gerçek anlamda düşürebiliriz ne de ekonomiyi toparlamamız mümkün olabilir.
Değerli basın mensupları,
Ülke gündemi büyük bir savrulmanın tam da ortasındadır. Her fırsatta defaatle üzerinde durduğum, vurguladığım ve tanımladığım üzere siyaset kurumu iğdiş ediliyor!
Öyle bir süreç yaşıyoruz ki toplum nezdinde devleti yönetme görevi anayasal olarak siyaset kurumuna verilmiş ama siyaset kurumunda ve hatta bürokraside iradi güce sahip aktörlerin önemli bir bölümü her türlü pis işin içine düşmüşler.
Hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet, iltimas, irtikap gibi ahlaksız ilişkilerin bir numaralı aktörü haline gelmişler.
Bu kabul edilemez!
Siyasetçi de olsa, karar mekanizmalarında üst düzey bürokrat da olsa insanların işledikleri suç, öncelikle devlete olan güveni, resmi ve siyasi kurumların yapısını toplum nezdinde erozyona uğratacak boyutta tartışmaya açılamaz, açılmamalıdır.
Bazı kendini bilmez “gazeteci” sıfatlı şahsiyetlerin reyting uğruna ya da sahiplerinin sesi olma gayretleriyle toplumun siyasete olan inancını ve güvenini kelimenin tam anlamıyla ortadan kaldıracak düzeye indirdiğini, halkın inanç değerlerini yok etmeye çalıştıklarını üzülerek görüyoruz.
Buna seyirci kalınmamalıdır. Burada RTÜK mutlaka devreye girmelidir. Değerli arkadaşlar, suç ve ceza konularının takibi adaletin işidir. Bunun tartışması dahi olamaz, olmamalıdır.
Olayları kişiselleştirmeden, siyaset kurumuna zarar vermeden yönetmenin yolunu bulmak zorundayız. Bu konuda birincil görev elbette öncelikle gazetecilerimize düşüyor.
Ancak iktidar gücünü elinde bulunduran ve kullanabilen kesimlerin de soruşturmaları bir magazin boyutundan çıkarmaları da en önemli hususların başında gelmektedir.
Özellikle Cumhuriyet Savcılarının soruşturmanın gizliliği esasına dayalı olması gereken süreçte kendilerine intikal etmiş konularda şahısların bazılarının ifadelerinin medyada fink atması, bazılarının gizli tutulmaya çalışılması olayın vahamet boyutunu alabildiğine artırmaktadır.
Bu durum en hafifiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin “hukuk devleti” özelliğine zarar vermektedir.
Halk arasında bir deyim vardır; keser döner sap döner, gün gelir hesap döner sözü gerçekleştiğinde hiç kimse bunun altından kalkamaz. Bunu asla unutmayın.
Değerli basın mensupları,
Bölgemizde ve coğrafyamızın dört bir yanında müthiş bir yeniden yapılanma planları hayata geçiriliyor.
Haritalar yeniden çizilmeye, ülkelerin demografik yapıları yeni bir niteliğe dönüştürülmeye çalışılıyor.
Türkiye de bu hesap ve heveslerin hedefinde ve jeopolitik konumu itibariyle de tam ortasında yer almaktadır.
Dolayısıyla çok dikkatli ve uyanık olmak durumundayız.
Bu sürecin doğru ve netice alınır şekilde koordinasyonunda siyasi saiklerle değil milli duygu ve duruşumuz temelinde hareket etmek mecburiyetindeyiz.
Ortadoğu’da yaşanan ve en yakınımızda gerçekleşen emperyalist yayılmacılığın sınırlarımızı tehdit eder boyutlara evrilmesine asla müsaade edilmemelidir.
Libya ile imzalanan Münhasır Ekonomik Bölge Antlaşmasının Libya Temsilciler Meclisince de onaylanması ve kesinleşmesi, Doğu Akdeniz’deki Türk hakimiyetinin bir tezahürü, Kıbrıs Adasının sonsuza kadar Türk Adası olarak kalacağının da ayrı bir güvencesidir.
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan ve Mekke İttifakı olarak anılan “Mekke Ortak Savunma Antlaşması” ile de bu güvence bir kat daha güçlendirilmektedir.
Bundan elbette rahatsız olan ve olacak devletler de onların içimizdeki elemanları da bellidir, bilinmektedir.
İsrail ve Yunanistan’ın saldırgan tutum almaları, Türkiye Cumhuriyeti devletini kendileri için bir potansiyel tehlike olarak görmeleri bu sebepledir.
Elbette Türkiye’nin hiçbir komşusunun ya da hiçbir devletin bir karış toprağında gözü yoktur, bugüne kadar da olmamıştır.
Ancak bu tavrı bir zaaf olarak değerlendirmenin ağır sonuçları olacağını da tarihin derinliklerine indiklerinde rahatlıkla görebilirler.
Kısacası özellikle İsrail’in ve yardakçıları Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin 40 yıldır destek verdikleri, maddi manevi kolladıkları ve halen bir vekil savaş gücü olarak ellerinde tuttukları PKK’nın tamamen tasfiyesi sürecine taş koymalarını doğru bir strateji olarak görmüyoruz.
Bakınız; dün Amerika’da Temsilciler Meclisi için ara seçimler yapıldı ve resmi olmayan sonuçlara göre “İsrail’in en sadık dostu” Trump kaybetti.
Bu sonucu kendisi de artık kabullendi ve aklınca çıkış yolları aramaya çalışacaktır.
Umarız bu çıkış yolu dünyayı cehenneme çevirmek gibi bir gözü dönmüşlük olmaz.
Dolayısıyla uzunca zamandır, yaklaşık 15 aydır titizlikle ve iyi niyetle sürdürülen “Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge” hedefli çalışmalarımızın ısrarla akamete uğraması yönünde gayretleri olanları yakından ve ibretle takip ediyoruz.
Bugün olmuş bölgedeki kadınlarımızı sözde “Barış Anneleri” adı vererek kirli emellerine alet edenleri, kelimenin tam anlamıyla o insanları kullananları görüyoruz.
Aynı baskıyı dağdaki teröristler yönelik yapmalarının daha etkili sonuçlar yaratacağını da buradan hatırlatmak istiyorum.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin, 40 yılda 40 bin insanımızın yaşamına kastetmiş bir terör yapılanmasını ve suça karışmış mensuplarını hiçbir şey olmamış gibi sorgusuz sualsiz sokağa salacağını beklemenin bir akıl tutulması olduğunu herkesin kabullenmesi ve içine sindirmesi zorunludur.
Yasal düzlemde gerçekleşecek her türlü karar ve uygulamaya sonuna kadar destek veririz, sahip çıkarız, arkasında dururuz.
Ancak bilinmelidir ki, PKK elebaşının hiçbir yasal zemine oturmayacak şekilde bir konuma getirilmeye çalışılması, özünde ülkemiz üzerinde hesaplar yapanların ekmeğine yağ sürmektedir.
Anayasamızın Başlangıç Maddesi’nin 5.nci Fıkrası “Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;” hükmüne amirdir.
Bunu sizlerin aracılığıyla 86 milyon asil Türk milleti önünde devleti yönetenlere özellikle de hatırlatmayı tarihi bir sorumluluk olarak görmekteyim.
Hepinize teşekkür ediyorum.
İlginizi Çekebilir