© Aydın Şafak

Surena’nın okları…

Surena, Milattan Önce birinci yüz yılda yaşamış bir Part generali idi. Şimdinin Amerika'sı gibi o zaman dünyanın süper gücü Roma İmparatorluğu hükmünü tüm batıya kabul ettirmişti. O dönemde Roma'da üçlü Triumvirlik yönetimi vardı.

Sezar-Büyük Pompei ve Marcus Licinius Crassus...

Crassus aynı zamanda Roma'nın en zengin adamıydı.

Özellikle emlak ve arazi işleri hep onun elindeydi.

Tıpkı şimdiki ABD'nin pedofili sapkını Başkanı Trumph gibi.

Sezar, Galya Fatihi Büyük Generaldi...

Büyük Pompei ise korsanları temizleyip Akdeniz'i, “Mare Nostrum” yani “Bizim Deniz” haline getiren, pek çok zafere imza atmış başka bir general.

Crassus ise Spartacüs köle ayaklanmasını bastıran kişi...

Tabi bunu büyük komutanlık becerileri ile değil, sahip olduğu servet üzerinden kurduğu devasa ordu ile gerçekleştirmişti.

Fakat servet sahibi olmak onu tatmin etmiyordu.

O da tarihe fatih bir general olarak geçmek istiyordu.

Bu nedenle 40 bin kişilik devasa bir ordu ile Doğu'nun Büyük İmparatorluğu Partlar üzerine yürüdü.

Part ordusunun çoğu, atlı İskit Tüklerinden oluşuyordu.

Şimdiki İran'ın yarısından çoğu başta Azeri ve Oğuz soylu Kaşkar Türklerinden oluşması gibi.

Sayıları sadece 8 bini hafif, iki bini ağır on bin süvariden müteşekkildi.

Part Generali Surena o kadar zekiydi ki Roma ordusunu kendi istediği alana ve şartlara çekti.

O devasa savaş alanı neresiydi biliyor musunuz?

Carhae... Yani şimdiki Şanlıurfa İlimizin Harran Ovası...

On bin kişilik orduya komuta eden General Surena, 40 bin kişilik ordunun başındaki Crassus'e asla istediği savaş şartlarını sağlamadı.

Ordusunu takip eden ayrı bir deve ordusu kurdu.

Her devenin sırtında, binlerce ok taşınıyordu.

Harran Ovası'nda, güneş ve tozlu topraklarda Roma Ordusu'nun karşısında belirdi.

Part süvarileri Türklere özgü şekilde çok hızlı at sürüyor, oklarını atıp aynı süratle geri dönüyorlardı.

Crassus devasa ordusunu kare düzenine aldı.

Part'ların oklarının bitmesini bekledi.

Ama bitmedi.

Her süvari saldırısı sonrası ordusu eksiliyordu.

Oğlunu emrindeki süvarilerle birlikte Part süvarilerini takibe yolladı.

Fakat oğlunu destek menzilinden uzağa çeken Surena savaşçıları, çember içerisine aldıkları Roma süvarilerini kökten biçti.

Oğlunun başını da, Crassus'e geri gönderdi.

Çaresiz kalan Roma ordusu kalıntıları dağıldı.

Kaçanlar tek tek yakalandı.

Savaşın ikinci gününde Crassus tarihsel olarak çeşitli söylentiler olsa da, yakalandı.

Servet ve şöhret düşkünlüğünden dolayı Partların ona biçtiği ölüm şekli, çok anlamlıydı.

Çok güvendiği, her şeyi satın alabileceğini, dünyayı köle edebileceğine inandığı altınlarını eritip, boğazından döktüler.

İşte tüm bunlar, Harran Ovası'nda yaşanmıştı.

Şu an yaşadığımız, aynı tarihin tekrarı gibi duruyor.

İranlı generaller savunma taktiği olarak Roma stratejini belirlediler.

Önce kalkan duvarı ile düşmanı durdur, direncini kır, sonra karşı saldırıya geç.

İran öylesine akıllı davrandı ki Amerika ve İsrail bir anda dünyaya kast eden katiller, kötülüklerin anası oluverdiler.

Ve yanlarında bu kez kimseyi bulamadıkları gibi, müttefik sandıkları ülkeler başta İspanya, kapıyı gösterdi.

İran ise şu anda dünyada eski belleklere kazınmış kötü imajını silip, insanlık adına savaşanlar olarak büyük destek topluyor.

Ve ilk saldırıları durdurup içeriyi de emniyete alan İran, saldırı stratejisi olarak Surena'nın taktiğini izliyor.

İstediği alana çektiği kibir abidesi ve eli kanlı katiller Trump ile Netanyahu'yu, ok yağmuruna tutuyorlar. 

Ok yağmuruysa görüldüğü gibi füzeler...

Savaş alanını belirleyen İran, dünyada nüfusunun manevi dahil olsa desteğini alan İran, haklı ve mağdur konumuna yükselen İran, Trump'ın sonu ise Marcus Licinius Crassus misali...

Aslında şu anda yalvarıyor siyonizmin pedofili piyonu, sarı saçlı çakma Hitler...

Bir şeyi asla unutmamak gerek.

İran ile yaşam ve düşünce tarzı olarak ayrı noktalarımız olabilir.

Ama Ortadoğu'nun bir imparatorluklar mezarlığı olduğunu dünyaya bir kez daha gösterdiler.

Bizlere düşen İran'ın bu savaşta yanında olmaktır.

Çünkü rahmetli Aytunç Altındal'ın dediği gibi, “Yahudiler tanrıya değil tarihe tapan bir ulustur...”

Ve onların tarihleri emin olun şeytanın yazdığı kitap gibidir...

Kutsal kitaplardaki tüm günahları ve de suçları içerir...

Bugünlerde yapmamız gereken, İspanya Devleti ve Hükümeti kadar insan olmamızdır.

ABD güçlerini postaladılar.

ABD'nin ambargo tehdidine, “Her şeye hazırız. Amerika da uluslar arası hukuka uymak zorundadır” yanıtı verdiler.

Yani güçlülerin hukukunu değil, insanlık onurunu savundular.

Bizde ne mi oldu?

Dantel kefen giyip turp bıçaklayan çakma diriliş Osmanlıcılar ile 82 Kudüs 83 Tel Aviv falan diyen çakma kurtlar biranda masanın altına saklandılar.

Allah muhafaza; demek ülke işgal edilse, ABD-İsrail bayrakları ile ilk bunlar karşılayacaklar.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER