TARİŞ bünyesindeki pamuk üretiminin ezici kısmı, Söke ve Aydın TARİŞ Kooperatiflerinden elde ediliyor.
Dolayısıyla birliğe en büyük mali katkı Aydın'dan.
Fakat ne oluyor?
Pamuk üretmeyenler dahi ayak oyunları ile ve üretici sırtından para sahibi olup, oy kullanıyor.
Üretenler bildiğiniz üretmeyenlere bakıyor.
Gerçek üreticilerin parası, har vurulup harman savruluyor.
.jpg)
Cevap ve hesap vermek yerine, sokak kabadayısı gibi davranma yöntemini seçen Faruk Aydın, üretenlerin kesesinden aktardığı kaynaklarla kendisine bağlı oluşturduğu delege yapısıyla, sefa sürüyor.
Örneğin mali genel kurulda kendisine 57 milyon liranın hesabı soruldu.
Söke'de iki yıllık bir işletmeye 2024 rakamlarıyla 57 milyon lira avans verilmiş.
Yani mal alacağız ayağı, başka hiç bir ortağa tanınmayan bir ayrıcalık tanınmış.
Günümüz rakamlarıyla bu rakam 80 milyonu bulur.
İşletme sahibi de batmış, bunlar şimdi alacak peşinde.
Yok mahkemeye vermişler, yok yasal takip başlatmışlar.
Faruk Aydın, “İşletmelerle sezon öncesi anlaşma yapıyoruz” bahanesinde.
O avansı verirken de adamın mali durumuna baktınız mı?
Sonuçta verdiğiniz üreticilerin parası.
Bankadan normal bir kredi dahi almaya kalksanız inciğinizi cinciğinizi sorarlar, Faruk Aydın ve Yönetimi bunları bilmiyor mu?
Yapılan soruşturmada şahsın, “Ben parayı elden verdim” dediği de kayıtlara geçmiş.
Bu hesabı kim verecek, Boyacı Yaşar mı?
Yetmedi Faruk Aydın, Söke TARİŞ Birlik Başkanı İsmail Özer'i gazeteci beslemekle, kurumu batırmakla suçladı. Hatta gazeteciler ceza aldı şeklinde, yalan beyanda bulundu.
Göz göre göre söyledi bu gerçek dışı palavraları.
Serhan Seyhan'ı şikayet etmiş, takipsizlik gelmiş.
Murat Tan’ı şikayet etmiş takipsizlik verilmiş.
Orada herkesin önünde yalan beyanda bulunmaktan çekinmiyor.
Söke TARİŞ Batar derken, aslında kendilerinin bu kafayla TARİŞ'i bir kaç yıl içinde batıracaklarını itiraf ediyor gibi geldi bana.
Söke TARİŞ, bir buçuk milyon dolara yeni Sawgın Makinelerini aldı tesisini kurdu.
Güneş enerjisi ile kendi elektriğini üretmek için, son aşamaya gelindi.
Hem yatırım yaptılar, hem piyasa fiyatları üzerinde ortaklarına para kazandırdılar, hem de kâr elde ettiler.
Diğer kooperatiflerin büyük kısmı ise zararda.
Söke TARİŞ yönetimi Faruk Aydın ve çevresi gibi yediğini, içtiğini üreticiye fatura etmiyor.
Faruk Aydın mali genel kurul akşamı yaklaşık 250 kişilik yemek veriyor. Yine üretici kesesinden. Toplam yüz delege var, yarısı zaten geriye döndü. O zaman gariban kesesinden bu yemekler kimlere?
Bunlarla kalırlar mı?
Birlik Yönetim Kurulu Üyelerine oturum ücretleri, Saraydaki danışmanlarda yoktur.
Ayda iki kez, brüt asgari ücretin üç katı.
Beş üye var.
Aylık eder 1 milyon lira oturum parası. Ki Başkan ondan da fazla alıyor.
İki defa İzmir'e gelmek için ayda 200 biner lira. Yemeler, içmeler de Birlik kesesinden. Yani üreticiden. Dediğim gibi bu zihniyetle TARİŞ Pamuk Birliği, dört yılı bulmaz, borç batağında boğulur.
Bir de SÖKE TARİŞ'i neden suçladığını duyunca, şaşarsınız. Kendileri tonu dokuz bin beş yüz liradan yağlı tohum alıyorlarmış, Söke TARİŞ neden dört bin altı yüz ton vermiş, hepsini vermemiş.
Söke TARİŞ tonu 14 bin beş yüz liradan satıp, ortaklarına para kazandırmış. Faruk Aydın kendi malı olsa, 9 bin beş yüz liradan verir miydi acaba?
Kendi beslediği gazeteciler varken, bir de suçlu başkaları oldu. Beslediği gazeteci geçen genel kurulda, “Bana bakıyor. Gelin sizi de tanıştırayım. Size de yardımcı olur” dediğinde biz reddetmiştik.
O gazeteciyi Söke TARİŞ üzerine salan kendisi, çamuru attığı gazeteciler başkaları.
Teflon Tava mısın be mübarek?
Her şeyi yapan sen, çamuru yıktığın başkaları...
“Ulan” şeklindeki konuşmaları, yalan beyanları, tehditleriyle bilhassa salonu provoke etti.
Allahtan kimse bu şahsın ağzına bakıp, bir birine girmedi...
Hangi birini yazalım...
Aslında fazla söze gerek yok!...
Yukarıda iki kez yaptığım vurguyu tekrar ediyorum;
Faruk Aydın ve yönetiminin zihniyetiyle Tariş Pamuk Birliği en fazla dört yıl içinde batar, faturada da üreticilere ve devlete kalır...
KISSADAN HİSSE
Gelin bu gün sizlerle bir hikâye paylaşalım.
Tabi bu hikâyeyi günümüze uyarlamak size kalmış.
Hikâyemiz şöyle;
Günlerden bir gün şeytanın yolu bir köye düşmüş. Keyfi yerinde olan şeytan, sırtını bir ağaca dayamış ve buzağısı kazığa bağlı olan ineği sağan genç bir kadını uzaktan izlemeye başlamış.
Şeytan, kadını epeyce izledikten sonra yerinden kalkıp kazığa bağlı buzağının ipini biraz gevşetmiş. Buzağı bu, az ötede annesinin sütünün kovaya sağılmasını aç karnına izlemeye daha fazla dayanamamış. Buzağı yerinde debelendikçe boynundaki ip biraz daha gevşemiş ve sonunda yular hepten çözülmüş.
Koşarak annesini emmeye giden buzağı, süt kovasına çarpmış ve bütün sütler yere dökülmüş. Sağdığı süt ziyan olunca siniri tepesine çıkan genç kadın, eline geçirdiği odunu buzağının kafasına vurmasıyla yavru kanlar içinde yere yığılmış. Yavrusuna saldırılmasına kayıtsız kalmayan anne inek bir tekmede kadını yere serip öldürmüş.
Uzaktan geçmekte olan kadının kayınpederi, ineğin gelinini öldürdüğünü görüp, elindeki tüfekle ateş ederek ineği öldürmüş.
Silah sesini duyan gelinin kocası koşup gelmiş. Karısını yerde cansız yatar, babasını da elinde tüfekle görünce, belinden silahını çekip, tek atışta babasını öldürmüş.
Kısa bir süre sonra gerçeği öğrenen genç adam bu kadar acıya dayanamayacağını düşünüp, bir kurşun da kendi kafasına sıkarak canına kıymış.
Bütün bu olayları bir kenardan izleyen şeytan, şimdi bu felaketi de bana yüklerler. Buzağının ipini gevşetmekten başka ben ne yaptım şimdi demiş.
Öyküdeki kıssadan hisseyi artık siz çıkarın…
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.