Aydın
18 Mayıs, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    38.01
  • EURO
    42.12
  • ALTIN
    3685.4
  • BIST
    9.477
  • BTC
    76538.750$

Adli merciler yanıltıldı mı?

Adli merciler yanıltıldı mı?
Son günlerde ülke gündemine oturan ve Gazeteci Yelis Ayaz'ın tutuklanması ile çok sayıda diğer medya mensubu hakkında soruşturma başlatılmasına yol açan, Aydın Milletvekili Seda Sarıbaş'ın oğlu hakkındaki gerçekliğe yakın tespitler, yavaş yavaş yerine oturmaya başladı. Artık kamuya mal olan olaya ilişkin gerçekliklere ulaşma anlamında Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı, Milletvekili Seda Sarıbaş, CİMER'e yapılan şikayet başvurusu ile çok sayıda kaynaktan elde edilen bilgiler ışığında, tarafsız şekilde kamuyu aydınlatmak zorunlu hale gelmiştir.

Şimdi tüm deliller, tanıklıklar ve belgeler ışığında olayın maddi gerçekliğine yönelik iddiaları özetle aktaralım.

CİMER başvurusu ve haberlerde Seda Hanım'ın oğlunun okula önce bıçak sonra silahla geldiği iddiaları yer almıştı. Hatta diğer öğrencilere silah doğrultulduğu da gündem olmuştu.

Bunu CİMER şikayetçisi konumundaki dört öğrenci ve bir veli zaten beyan etmişlerdi. Fakat bizim yaptığımız detaylı araştırmalarda bıçakla gelmesinin doğru olduğu, silahı ise Milletvekili Seda Sarıbaş'ın oğlunun değil, onun çok yakın arkadaşı olan ve Kuşadası'nda faaliyet gösteren ünlü bir inşaat firmasının sahibinin oğlunun getirdiği belirtiliyor.

Önce bu öğrencinin silahı eline aldığı ve arkadaşlarına gösteri yaptığı, daha sonra Seda Hanım'ın oğlunun silahı onun elinden alıp, CİMER’e gönderilen fotodaki gibi diğer öğrencilere doğrulttuğu kaydediliyor.

Hani silahı Seda Sarıbaş'ın oğlunun sokmadığı şeklindeki açıklamaların doğruluk payı çok sayıda kaynaktan teyit edilmiş fakat arkadaşının getirdiği silahla diğer öğrencilere yönelik silahlı gösteri yaptığı ve öncesindeki bıçak olayı da hemen her kaynak tarafından aynı ifadelerle dile getirilmiştir.

Şimdi Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı ve Seda Hanım tarafından yapılan açıklamalara ithafen şu konuları tartışmamız gerektiği inancındayım.

Başsavcılık açıklamasında böyle bir silahlı olay olduğu, olayın 2023-2024 eğitim-öğretim yılı içerisinde gerçekleştiği, silahın da boncuk atan tabanca olduğu belirtilmiş. 

O halde birinci husus iddiaların varlığı kabul edilmiştir. Fakat şikayetçilerin ve diğer çok sayıda kaynağın belirttiği üzere olan tarihi 2025 yani okullardaki öğrenci - öğretmen fark etmeksizin gerçekleşen saldırıların tavan yaptığı bir dönemdir.

Peki adli makamlara bu bilgiyi kim vermiştir?

Okul idaresi ve İl Milli Eğitim mi?

Çünkü olayın özü şuradadır. Habercilikteki temel hukuki ve vicdani kural, gerçeklik – güncellik - kamu yararıdır. Burada zaman dilimi eski tarihe evrilerek güncellik olgusu devre dışı bırakılmıştır.

İkincisi gerçeklik. Yine Başsavcılığımız ve Seda Hanım açıklamasında CİMER şikayet fotoğrafındaki çocuğun Seda Hanım'ın oğlu olmadığı belirtilmiş. Haber tarih saptırması ile güncellikten çıkarılmış bu ilk adım ve tutuklama gerekçelerinden biri. Milletvekilinin oğlu olmadığı, başka çocuk olduğu belirtilerek gerçeklikten çıkarılmış ve bu da ikinci tutuklamaya dayanak teşkil ediyor. 

Peki bu bilgi ve belgeler yukarıda işaret ettiğimiz gibi Adli Makamlara nereden geldi? Okul yetkilileri ile milli eğitim müdürlüğünden değil mi?  Adli makamlar da ellerinde kendilerine ulaştırılan bilgi ve delillere göre karar verdi. İlk ve isimsiz haber ardından iki kadın gazetecinin gözaltına alınmasından üç gün sonra yapılan CİMER şikayet başvurusunu da kurgu ve kumpas olarak değerlendirip, tutuklama gerekçesi olarak açıklamaya da koydular.

Yaptığımız araştırmalarda ve tanık olduğumuz olaylarda aslında çok şey yaşanmıştı. Gazeteciler Kolej Müdürü ve İl Milli Eğitim Müdürünü haber öncesinde arayıp tek tek iddiaların doğru olup olmadığını sordular. Zaten karşılıklı HTS kayıtlarından bunlar çıkar. Benim de bulunduğum ortamda Aydın 24 İnternet Haber Gazetesi İmtiyaz Sahibi Servet Töz her iki ismi aradı, tek kelime açıklama alamadı. Böyle bir şey yok dediler.

Ya sonra yapılan açıklamada ne çıktı?

1- Böyle bir olayın yaşandığı.

2- Silahın boncuk atan tabanca olduğu.

3- CİMER şikayetine konu eli silahlı öğrenci fotoğrafının Milletvekili Seda Hanım'ın oğluna ait olmadığı. Başka bir öğrenci olup beş gün kınama cezası verildiği. Hem böyle bir olay olmadı diye gazetecilere tek kelime bilgi vermediler ondan sonra olayların olduğunu kabul ettiler. Sonrasında gazetecilere gözaltı, dava, tutuklama geldi. Bu açıklamaları baştan yapsalardı olmuyor muydu?

Ki hem Ankara'daki çok üst düzey hukukçu büyüklerimizden aldığımız görüşlerde, hem de kamuoyundan gelen tepkilerde açıklamalar adeta olayların ifşası ve kabulü olarak algılanmış.

Şimdi son yazımızda kaleme aldığımız ve maddi gerçekliğin açığa çıkması için yapılması gereken sıralı işlemleri bir daha hatırlayalım mı?

OLAYIN ÖZÜ BU SORULARDA VE YAPILMAYAN İŞLEMLERDE SAKLI

Türk Devleti, tarihte evrakla çalışan en titiz devletlerden biri olarak bilinir. Özellikle Osmanlı'dan bu yana her şey tek tek kayıtlara geçirilir.

Önce yok öyle şey deyip sonra varmış da öyle değil böyleymiş denilen olaylarda okul yönetimi ilgili soruşturmayı yaptık, diğer öğrenciye beş gün kınama cezası verdik diyor.

1- Peki daha önce öyle bir olay yok diye inkar ettiğiniz olayların olduğunu kabullenirken bu durumu sıralı şekilde İlçe - İl Milli Eğitim Müdürlüklerine, Valilik Makamına ve Milli Eğitim Bakanlığına bildirdiniz mi? Bildirdiyseniz tarih ve sayı numaralarını yayınlamakla yükümlüsünüz. Çünkü gazetecinin tutuklanma gerekçelerinden biri, haberin güncellik taşımaması.

2- Silahın gerçek mi oyuncak mı olduğuna siz mi karar verdiniz? Bulunduğunuz bölge hangi kolluk kuvvetinin yetkisindeyse kriminal inceleme talep ettiniz mi? Ettiyseniz tarih - sayılı evraklarını ibranızı bekliyoruz.

3- Oyuncak silahta olsa diğer öğrenciler üzerinde korku, panik ve travmaya yol açtığı için adli makamları bilgilendirdiniz mi? Bilgilendirme yaptıysanız onların da tarih ve sayılarını ortaya koyar mısınız?

4- Benim de göz ucuyla gördüğüm bir fotoğrafta ve Aydın 6. Asliye Ceza Mahkemesi 2026/404 sayılı ilk haberden dolayı Yelis Ayas hakkında açılan dava dosyasına konulan fotoğraftaki çocuğun kim olduğunun kriminal tespitini yaptırdınız mı? 

5- CİMER'e başvuru yapan dört öğrenci ve bir veli ile olayda adı geçen her iki çocuğu, pedagoglar huzurunda yüzleştirdiniz mi? Çünkü maddi gerçekliğin açığa çıkması için gerekli en temel işlemlerden birisi bu değil midir? 

6- Özel okullar, İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde Özel Eğitim Kurumları Müdür Yardımcısına bağlıdır. Bu yaşananların ulaşması gereken en temel bürokrasi kademesidir. O dönemde o makamda bulunan ve daha sonra görev değişikliğine gidilen müdür yardımcısı hocamız (ki eşi AK Parti'de üst düzey yetkilidir), neden olaylar sonrası görevinden feragat etmiştir?

7- Devletin hiç bir ilgili organına ulaştırmadığınıza kanaat getirdiğimiz yazışmaları ortaya koyamadığınıza göre, şikayetçilerin 2025’de oldu dediği iddiaları neden 2023-2024 şeklinde Adli Makamlara bilgilendirme yaptınız ve tutuklama gerekçesi oluşturdunuz. Diğer sıralı yazışmaları tarih ve sayısıyla ortaya koymadığınız takdirde, o güncelliğin ortadan kaldırıp tutuklama gerekçesi yapılan belgeyi sizin sonradan düzenlemediğinizi kim nereden bilecek?

8- İl Milli Eğitim Müdürlüğü, “Bize böyle bir ihbarda bulunulmadı” şeklinde Savcılık makamına bilgi göndermiş. Yapılan açıklamalarda eğrisi doğrusu kişiler, olaylar, silah durumu ve diğer detaylar kabul edilmiş? Siz neden ilgili kurumla yazışma yapılıp yapılmadığını beyan etmediniz? Bu görevi ihmal suçunun ifşası değil midir? Ya da ileride kasıtlı kapatıldığı ortaya çıkarsa görevi kötüye kullanma?

9- Şikayetçi konumundaki beş kişi neden haberden üç gün sonra CİMER'e başvurdu sorusunun yanıtı da aranmadı. Çünkü gazeteciler gözaltına alınınca haber kaynağı olarak sorumluluk hissetmeleri ve seslerini CİMER üzerinden duyurmaları. Bu ise kumpas gerekçesi olarak tutuklamaya delil gösterildi. 

10- Olayın özü aslında basit hatalardan ortaya çıkıyor... Önce yok deyip sonra kabullendikleri olaylar olduğu dönemde her iki çocuğu ve travma geçiren diğer arkadaşlarını pedagoglar ile tedaviye yollamaları gerekiyordu. Bu da İl Sağlık Müdürlüğü kayıtlarına girmeliydi, öyle değil mi? Var mı böyle bir yazılı işleminiz?

Çünkü herkesin çocuğu hepimizin çocuğudur. Diyarbakır'dan Edirne'ye kadar hepsi ayrımsız evladımızdır. Onların alim ya da zalim olmalarındaki temel etken eğitim sistemi ve bizleriz. Bu sorumluluk hepimizin. Çocuklar uhulet suhuletle pedagog eşliğinde tedaviye yollansa, ilgili yerlere gerekli ve doğru bilgiler verilse, halkın diline düşen konularda basına öyle bir şey olmadı diye inkarcı yöntem yerine gerçekler anlatılıp çocuklarımızın travma yaşamamaları adına ricada bulunulsa bu olaylar yaşanır mıydı?

Burada kurban basın oldu.

Bakın adli makamların doğru bilgilendirilmediğine inandığımız ve sorularımıza cevap verilirse bunu kanıtlayacağımız olay hakkında bir Anayasa Mahkemesi hükmü bulunmaktadır.

Bu hüküm benim istinaf mahkemesine verdiğim ve beraat ettiğim bir davadaki savunmam üzerine kurulmuştur.

O savunmamda aynen şunları yazmıştım;

“Gazeteci Savcı – hakim - istihbaratçı veya kolluk kuvveti gibi her istediği belgeye her istediği an ulaşma güç ve de yetkisine sahip değildir. Mümkün olduğunca delil, tanık, bilgi doğrultusunda araştırma - soruşturmasını yapar, elde edebildiği kadar veriyle haberini kurar. Burada önemli olan gazetecinin iyi niyetli olması, araştırma - soruşturma ardından haberini kaleme almasıdır.”

Bu da Anayasa Mahkemesi tarafından içtihadi hüküm olarak kabul edilmişti. Peki burada haberi kaleme alan medyadaki arkadaşlarımız neden suçlanıyor? Neden tutuklanıyor?

Yukarıda belirttiğim gibi ilgili makamları aradılar, en küçük bir bilgi kırıntısına ulaşamadılar. Olay halka kadar inmiş, tek bir resmi açıklama yapılmamıştı. Adeta üzerine toprak atılıp, örtme telaşına girilmişti. O halde gazeteciler ne yapsın bu konuda? Elde edebildikleri kadar bilgi ve tanıklıkla kaleme aldılar haber ve makalelerini. Sonra açıklamalarda gördük ki öyle bir olay olmadı diyenler, olayları resmen kabullendiler.

Burada asli adli ve mülki işlem uygulanması  gerekenler, bu olayları gizleyenlerdir. Medya ve Adli kurumların vebali yoktur. Medya tüm araştırma - soruşturmalarına rağmen elde edebildikleri kadar bilgiyle haberleri yapmış, adli makamlar ise kendilerine ulaştırılan bilgi-evraklarla soruşturma-dava-tutuklama süreçlerini gerçekleştirmişlerdir. 

Sözü bağlarken aklıma ayrı bir soru geldi; “Acaba böyle bir durumla muhalefetten bir vekil veya siyasetçi muhatap olsa, başına kim bilir neler gelirdi?'

NOT: Her fırsatta medyaya açıklamalarda bulunan aynı zamanda avukat olan AK Parti Efeler İlçe Başkanı Oğuz Kendirlioğlu'nu, yaşananlar konusunda hukuki bir açıklama yapmaya davet ediyoruz. İl Başkanı Mehmet Erdem'e bir şey sormaya gerek yok. Hem hukukçu değil hem işi gücü bıraktı Aydın'ın yerli malı Köşk kestanesini tanıtacağına, ha bre Uşak battaniyesi ile uğraşıyor.

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.