Son günlerde sosyal medyada dolaşan bir metin dikkatimizi çekti. Uzun uzun "irade hırsızlığı", "seçmenin emaneti", "partinin oyuyla seçildiniz" gibi kavramlardan söz ediyor. Sonunda da milletvekillerinin parti değiştirmesini seçmene ihanet olarak tanımlıyor.
İlk bakışta kulağa hoş geliyor.
İlkelerden söz ediyor.
Siyasi ahlaktan söz ediyor.
Seçmen iradesinden söz ediyor.
Peki insan ister istemez soruyor...
Bu ilkeler ne zaman yürürlüğe girdi?
Çünkü hafızamız bizi yanıltmıyorsa, daha bir yıl önce Aydın siyasetinin en büyük kırılmalarından biri yaşandı.
Yıllarca CHP'nin en önemli isimlerinden biri olarak siyaset yapan, o partinin bayrağıyla seçim kazanan, örgütün emeğiyle büyüyen bir siyasetçi partisinden ayrıldı ve AK Parti saflarına geçti.
O gün...
Bu kadar uzun "irade" yazıları yazanları göremedik.
"Seçmenin emaneti" diyenlerin sesini duyamadık.
"Milletin huzuruna yeniden çıkın" çağrıları yapılmadı.
Demek ki mesele ilke değilmiş.
Mesele, kimin yaptığıymış.
Siyasette buna ilke denmez.
Buna çifte standart denir.
Üstelik sosyal medyada dolaşan o metnin en ilginç tarafı, siyasi analizinden çok teknik hatasıydı.
Yazının sonunda unutulan bir cümle vardı. "İstersen bunu daha da sivriltip Aziz Nesin tadında daha alaycı ve iğneleyici bir siyasi taşlamaya dönüştürebiliriz."
Sen ve ağababalarının bildiği ama işlerine gelmediği konunun aslı şu...
Bugün yaşanan, işgal edildiğini düşünen bir siyasi yapının mensuplarının yeni bir adres aramasıdır.
İnsanlar sadece bina değiştirmiyor.
Vicdanlarını da yanlarına alıyor.
Çünkü bazen sadakat, bir binada kalmak değildir.
Sadakat; seçmenin emanet ettiği değerlere sahip çıkmaktır.
Ve bazen gerçek ihanet...
Parti değiştirmek değil,
Partiyi değiştirmektir.
Yani ne yapsanız nafile...
AYDIN ŞAFAK
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.